Otogara İnen Yabancı Bir Turiste Aşık Oldu

12

Onların bu rahatlıklarım görünce özendi ve birden yaşadığı zorluklar, çektiği sıkıntılar gözlerinin önünde canlandı, biraz hüzünlendiyse de sonra hemen toparlanıp şükretti.

Karanlık çökmüştü, merakla tüm yol boyunca etrafı izlediği için sanki bütün yolculuğu yaya yürümüş gibi bir hal almıştı. Birden yorgunluk bastı bedenini. Göz kapakları kapanmaya başladı. Bunu fark eden Kezban, annesinin kendi elleriyle diktiği beyaz yünlü yeleğini çıkarıp annesinin cama dayadığı başının altına koydu.

Gece yarısı otobüsün Ceyhan otogarına ulaşmasıyla tekrar göz kapakları açıldı. Kızı Kezban ile otobüsten indiler, dışarıda soğuk bir hava vardı. Otogarda bir bankta oturdular. Kezban yanındaki emanet cep telefonunu çantasından çıkarıp onları karşılamaya gelecek olan ve hiç görmediği dayısını aradı. Telefonu açan dayısına Ceyhan otogarına ulaştıklarım söyledi.

Dayısından şu an yolda olduğunu birkaç dakika sonra yanlarına varacağını haberini aldı. Gecenin sessizliği otogarın içine de yansıyordu. Gözleri otogarın duvarına takıldı Kerime’nin birden ağabeyleri ve kardeşi ile yaşadığı günler canlandı gözlerinde. Onlardan hep şiddet görmüştü; hiçbir zaman bir kardeş gibi görülmemişti.

Kafasını her ne kadar kurcaladıysa da onlarla yaşadığı güzel hiçbir anısı aklına gelmiyordu. Zaten öyle bir anısı olmamıştı. Olsaydı aklına gelirdi. Bu nedenle pek özlememişti onları; şu an orada olmasının tek nedeni de hastalığındandı. Birden otogarın kapısından gülümseyerek gelen büyük ağabeyi Kerim’i görünce hemen eski günlerin üstünde yarattığı korkuları olsa gerek yazmasını toparladı.

Sonra da yıllardır göremediği ağabeyini güler yüzlü bir şekilde karşısında görünce sevinci yüzüne yansıdı. Yanlarına gelen ağabeyine sarıldı. Kerim, yeğeni Kezban’ı da öptükten sonra hep birlikte arabalarına binip evin yolunu tuttular.

Allah’ım o gün karnına attığı tekme gözlerinin önünde bir film şeridi gibi canlandı. Bir hiç uğruna yediği tekmenin kurbanı olan evladım düşündükçe içi çiziliyordu. Otobüsün 15 dakika mola vermesiyle kızının alnına bir öpücük kondurdu ve girdiği hüzünlü hayalin içinden çıktı.

Kezban, anneciğinin elinden tutup otobüsten indi. Yolcuların kimisi lokantaya yemeğe gitti kimisi uykusunu bölmeyip otobüste kalmayı tercih etti, kimisi de lavabo ihtiyacını karşıladı. İkisinin de karnı açtı. Lokantada yemek yiyecek kadar paraları da yoktu.

Hemen zaman kaybetmeden otobüsün arkasındaki çimlere sofrayı kurdular; evden getirdikleri bir pet buzlu suyu açtılar, içi otlu peynirle doldurulmuş börekleri, haşlanmış yumurta ve patatesleri iştahla yediler. Fakir bir sofra kurmuşlardı. Ama gönülleri o kadar zengindi ki otobüsü yıkayan çocuğun onlara baktığını görünce Ali’si geldi aklına, Kezban’a dönerek.

12

Kızım şu ağabeyini çağır, benim Türkçe’m yok. Gelsin belki karnı açtır, bir tane şu börekten yesin.

Bir cevap yazın